Şirket ile ortağı arasındaki para hareketi, uygulamada çoğu zaman “ortaklar cari hesabı” veya “adat” başlığı altında sıradan bir muhasebe işlemi gibi ele alınmaktadır. Oysa şirketten ortağa kaynak aktarılması; şirket malvarlığının korunması, yöneticilerin sorumluluğu, pay sahipleri arasında eşit işlem, transfer fiyatlandırması, kurumlar vergisi, kâr payı stopajı, katma değer vergisi ve vergi cezaları bakımından birbirinden bağımsız fakat aynı anda doğabilen sonuçlar yaratır. İşlemin muhasebe hesabına kaydedilmiş olması onu hukuka uygun hâle getirmediği gibi, kaydın başka bir hesapta bulunması da gerçek bir borç ilişkisinin vergisel sonuçlarını ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle sağlıklı değerlendirme iki aşamada yapılmalıdır. Önce, gerçekten şirkete geri ödenecek bir ödünç para işlemi mi bulunduğu; yoksa ücret, huzur hakkı, kâr payı, avans, masraf karşılığı veya şirket adına yapılmış harcama mı olduğu belirlenmelidir. Ardından, gerçek bir borç söz konusuysa Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) bakımından borçlanmaya izin veren şartların ve vergi hukukunda emsallere uygun bedel, belgelendirme ve beyan yükümlülüklerinin ayrı ayrı yerine getirilip getirilmediği incelenmelidir.
Bu yazı, anonim ve limited şirketlerin ortaklarına kullandırdığı para bakımından genel çerçeveyi açıklamaktadır.
1. İşlemin Doğru Nitelendirilmesi: Her Cari Hesap Borç Değildir
Şirketin ortağa yaptığı her ödeme ödünç para değildir. Ortağın şirket adına belgeye bağlı bir gideri karşılamak üzere aldığı ve süresinde kapattığı iş avansı, usulüne uygun kararlaştırılmış ücret veya huzur hakkı, genel kurul kararına dayalı kâr payı ya da mevzuata uygun kâr payı avansı farklı hukuki rejimlere tabidir. Buna karşılık belirli bir ticari amaca bağlanmayan, ortağın kişisel kullanımına bırakılan ve şirkete geri ödenmesi beklenen para, adı “avans” veya “cari hesap” olsa dahi esas itibarıyla borçtur.
Vergi Usul Kanunu’nun (“VUK”) 3/B maddesi uyarınca vergilendirmede işlemin adı değil gerçek mahiyeti esastır. Bu sebeple 131-Ortaklardan Alacaklar veya uzun vadede 231-Ortaklardan Alacaklar hesabı kadar, gerçekte kasada bulunmayan yüksek 100-Kasa bakiyesi, açıklanamayan 159-Verilen Sipariş Avansları bakiyesi, ortağın kişisel giderlerinin şirketçe ödenmesi ya da şirket kredi kartının özel harcamalarda kullanılması da inceleme konusu olabilir. Ancak bir hesap bakiyesinin olağan dışı görünmesi, tek başına paranın ortağa geçtiğini ispatlamaz. Banka hareketleri, kasa sayımları, ödeme belgeleri, karşı taraf kayıtları, şirketin iş hacmi ve ortak nezdindeki tespitler birlikte değerlendirilmelidir.
Gerçek bir borçta anaparanın iade edileceği, vade, faiz, para birimi, teminat, erken ödeme ve temerrüt şartları açık olmalıdır. Bu unsurların hiçbiri yoksa ve borç yıllarca kapatılmıyorsa işlem, gerçek bir finansman ilişkisinden çok kalıcı menfaat aktarımı görüntüsü verir. Sonradan yapılan şekli bir sözleşme de önceki dönemdeki belgesiz para kullanımını kendiliğinden düzeltmez.
2. Türk Ticaret Kanunu Bakımından Ortağın Şirkete Borçlanması
2.1. Anonim şirkette TTK m. 358’in iki şartı
TTK m. 358’e göre pay sahipleri, “sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça” şirkete borçlanamaz. Hüküm, mutlak bir yasak değil; borçlanmayı iki ön şartın birlikte gerçekleşmesine bağlayan bir malvarlığı koruma kuralıdır.
Birinci şart, borçlanacak pay sahibinin sermaye taahhüdünden doğan ve vadesi gelmiş borcunu ödemiş olmasıdır. Henüz vadesi gelmemiş sermaye borcu tek başına engel değildir; fakat muaccel sermaye borcu ödenmeden şirketin aynı pay sahibine para kullandırması yasaktır. Şirketin sermaye alacağını tahsil etmek yerine ortağa yeni kaynak aktarması, sermayenin fiilen sulandırılması sonucunu doğuracağından hükmün koruma amacıyla bağdaşmaz.
İkinci şart, şirketin serbest yedek akçeleri ile kârının toplamının geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde bulunmasıdır. Kanun, yalnızca cari dönemde gelir tablosunda kâr görülmesini yeterli saymamıştır. Geçmiş yıl zararları karşılanamıyorsa, şeklen dağıtılabilir bir nakit bulunduğu düşünülse bile pay sahibine borç verilmemelidir. Değerlendirmenin en son onaylı finansal tablolarla sınırlı bırakılmaması; önemli ara dönem kayıpları, likidite sıkışıklığı veya sermaye kaybı varsa güncel bir ara bilanço ve nakit akış analiziyle desteklenmesi, yönetim organının özen borcu bakımından güvenli yaklaşımdır.
Bu iki şartın varlığı, pay sahibine şirketten borç alma hakkı vermez. Şirketin yetkili organı ayrıca şirket menfaatini, ödeme gücünü, vade ve teminatı değerlendirerek borç verme kararı almalıdır. İşlem şirketin işletme konusu veya finansal planıyla bağdaşmıyor, geri ödeme kabiliyeti zayıf bir ortağa uzun süreli ve teminatsız kaynak aktarılıyor ya da şirket alacaklılarının menfaati tehlikeye sokuluyorsa, TTK m. 358’in şekli şartları sağlansa bile yönetim organının özen ve bağlılık yükümlülüğü ihlal edilebilir.
2.2. Limited şirketlerde TTK m. 644 atfı
TTK m. 644/1-b, anonim şirketlere ilişkin TTK m. 358’i limited şirketlere de uygular. Dolayısıyla limited şirket ortağı bakımından da vadesi gelmiş sermaye borcunun ödenmiş olması ve kâr ile serbest yedek akçelerin geçmiş yıl zararlarını karşılaması gerekir. Limited şirkette kuruluş sermayesinin ödeme takvimi anonim şirketten farklı olabilse de belirleyici soru, borç verme tarihinde ortağın vadesi gelmiş sermaye yükümlülüğünün bulunup bulunmadığıdır.
Limited şirkette müdürler şirketin menfaatini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmek, özen ve bağlılık yükümlülüğüne uymak zorundadır. Ortak aynı zamanda müdürse, kendisine sağlanacak finansmanda menfaat çatışması daha belirgin hâle gelir. Müdürler kurulu veya genel kurul kararı alınması; TTK m. 358’in, vergi hukukunun ya da yöneticilerin sorumluluğunun yerine geçmez. Kanuna aykırı bir işlem, ortakların oybirliğiyle onaylanmış olsa dahi sırf bu nedenle hukuka uygun olmaz.
2.3. Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyesi, müdür ve yakınlar
TTK m. 395/2, pay sahibi olmayan anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan ve TTK m. 393’te sayılan yakınlarının şirkete nakit borçlanmasını yasaklar. Şirket bu kişiler için kefalet, garanti veya teminat veremez; sorumluluk yüklenemez ve borçlarını devralamaz. Yakın çevre; altsoy, üstsoy, eş ile üçüncü derece dâhil kan ve kayın hısımlarını kapsar. Kişi aynı zamanda pay sahibiyse değerlendirme TTK m. 358 üzerinden yapılır.
Anonim şirkette TTK m. 395/2’nin üçüncü cümlesi, aykırılık hâlinde şirket alacaklılarına belirli şartlarla doğrudan takip imkânı tanır. Limited şirketlerde ise TTK m. 644/1-b yalnızca TTK m. 395/2’nin birinci ve ikinci cümlelerine atıf yapar. Bu nedenle anonim şirketteki doğrudan takip sonucunun limited şirkete otomatik olarak taşındığı söylenemez. Buna karşılık limited şirketin ortak olmayan müdürü ve maddede sayılan ortak olmayan yakınları bakımından nakit borçlanma ile teminat yasağı geçerlidir.
2.4. Organ kararı, menfaat çatışması ve eşit işlem ilkesi
Borç verme, şirket adına yetkili yönetim organının usulüne uygun kararına dayanmalıdır. Kararda borçlunun kimliği, tutar, para birimi, amaç, vade, faiz, ödeme planı, teminat, TTK m. 358 şartlarının hangi finansal verilere göre sağlandığı ve emsal faiz çalışmasının dayanakları gösterilmelidir. Borçlanacak ortak yönetim kurulu üyesiyse TTK m. 393’teki müzakereye katılma yasağı ayrıca dikkate alınmalıdır. Karara katılmayan veya karşı oy kullanan üyelerin tutumu da tutanakta açıkça yer almalıdır.
TTK m. 357’deki eşit işlem ilkesi, eşit şartlardaki pay sahiplerine eşit davranılmasını gerektirir. Şirketin yalnızca hâkim ortağa düşük faizli, teminatsız ve uzun vadeli borç vermesi; diğer ortaklara aynı imkânı tanımaması ve objektif bir şirket menfaati gösterememesi hâlinde eşit işlem tartışması doğabilir. Bununla birlikte her farklı uygulama yasak değildir; kredi değerliliği, teminat, tutar ve şirket için sağlanan somut yarar gibi nesnel nedenler farklı şartları haklı kılabilir.
2.5. Aykırılığın özel hukuk ve ceza sonuçları
TTK m. 562/5-b uyarınca m. 358’e aykırı olarak pay sahiplerine borç verenler, üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. Kanunun güncel metninde cezanın muhatabı borcu alan pay sahibi değil, aykırı biçimde borç veren kişidir. Somut olayda failin kim olduğu; kararı alan, uygulayan ve ödeme talimatını veren kişilerin görev ve iradelerine göre belirlenir. TTK m. 395/2’nin birinci veya ikinci cümlesini ihlal edenler için de m. 562/5-c’de aynı alt sınır öngörülmüştür.
Bu adli para cezası, vergi ziyaı cezasından tamamen ayrıdır. Aynı para hareketi hem TTK’ya aykırılık nedeniyle adli süreç, hem de eksik kurumlar vergisi, stopaj veya KDV nedeniyle idari vergi cezaları doğurabilir. Sahte belge veya gerçeğe aykırı kayıt gibi ayrıca suç oluşturan bir fiil yoksa, yalnızca ortağa borç verilmiş olması VUK m. 359 kapsamındaki kaçakçılık suçunun oluştuğu anlamına gelmez.
Yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ederek şirkete, pay sahiplerine veya alacaklılara zarar verirlerse TTK m. 553 kapsamında sorumlu olabilir. TTK m. 644/1-a bu sorumluluk rejimini limited şirket müdürleri bakımından da devreye sokar. Tahsil kabiliyeti bulunmayan bir alacağın yaratılması, emsal faizden vazgeçilmesi, teminatsız ve belirsiz vadeli finansman veya şirketin likiditesinin bozulması zarar hesabında önem taşır.
3. Vergi Hukukunda Temel Rejim: İlişkili Kişiye Finansman Hizmeti
3.1. KVK m. 13 ve transfer fiyatlandırması
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (“KVK”) 13. maddesi, ödünç para alınması ve verilmesini her hâl ve şartta mal veya hizmet alım-satımı kapsamında değerlendirir. Şirket ile ilişkili kişi arasındaki borç, bağımsız tarafların uygulayacağı şartlara uygun değilse aradaki fark transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış kazanç sayılır. Faizsiz borçta emsal faizin tamamı; düşük faizli borçta ise emsal faiz ile uygulanan faiz arasındaki fark risk altındadır.
Ortaklık ilişkisinin tek başına dayanak olduğu durumlarda KVK m. 13’teki güncel yüzde 10 sermaye, oy veya kâr payı eşiği dikkate alınmalıdır. Doğrudan veya dolaylı ortaklık, oy ya da kâr payı oranının yüzde 10’un altında olması, kişinin başka bir bent veya nüfuz ilişkisi nedeniyle ilişkili kişi sayılmasına engel değildir. Aynı şekilde ortakların eşleri, üstsoy ve altsoyu ile üçüncü derece dâhil yansoy ve kayın hısımları kanundaki şartlarla ilişkili kişi olabilir. Bu nedenle sadece pay oranına bakılarak sonuç kurulamaz.
Borç anaparasının şirkete geri dönmesi, geçmiş dönemde sağlanan faizsiz finansman menfaatini ortadan kaldırmaz. Emsal faiz dönemsel olarak tahakkuk ettirilir. Hesap dönemi sonunda borcun kapatılması, yıl içinde geçen kullanım süresine ilişkin faiz farkını silmez. Şirketin zarar etmiş olması da tek başına transfer fiyatlandırması düzeltmesini engellemez; Danıştayın aşağıda incelenen kararında zarar gösteren şirketin bağlı ortaklıklarına düşük faizle fon kullandırması eleştirilmiştir.
Buradaki işlem, KVK m. 12’de düzenlenen örtülü sermaye ile karıştırılmamalıdır. Örtülü sermayede kural olarak ortak veya ilişkili kişi şirkete borç verir ve kurum borçlanan taraftır. Bu yazıdaki temel senaryoda ise şirket ortağa borç vermekte, dolayısıyla asıl vergisel düzenleme KVK m. 13’teki transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı olmaktadır. Aynı taraflar arasında iki yönlü bakiyeler varsa her işlem kendi yönü ve şartlarıyla ayrı incelenmelidir.
3.2. Emsal faiz nasıl belirlenir?
Mevzuatta her borç için zorunlu tek bir “adat faiz oranı” yoktur. KVK m. 13 ve 1 Seri No.lu Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğ uyarınca işlemin niteliğine en uygun yöntem seçilmeli, karşılaştırılabilirlik analizi yapılmalı ve sonuç belgelendirilmelidir. Finansman işlemlerinde çoğu kez karşılaştırılabilir fiyat yöntemi öne çıkar. Önce güvenilir bir iç emsal, yani şirketin benzer koşullarda bağımsız bir tarafla yaptığı finansman işlemi aranır; uygun iç emsal yoksa dış emsaller değerlendirilir.
TCMB reeskont veya avans oranı, yargı kararlarında dış emsal veya kanuni faiz tartışmasında kullanılmıştır. Buna rağmen bu oranlardan birinin her olayda otomatik ve değişmez ölçü olduğu söylenemez. Danıştay Dokuzuncu Dairesinin bazı kararlarında inceleme elemanının avans oranı yerine reeskont oranı kabul edilmiş; Danıştay Üçüncü Dairesi ise karşılaştırılabilir bulduğu somut bir şirket kredisinin faizini iç emsal saymıştır. Sonuç, olayın verileri ve yöntemin gerekçesine bağlıdır.
3.3. Kurumlar vergisi ve dağıtılmış kâr payı sonucu
Şirket faizsiz veya düşük faizle borç verdiğinde, emsale uygun faiz geliri ile muhasebeleştirilen faiz arasındaki fark kurum kazancına eklenebilir. Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü dağıtılan kazanç KVK m. 11/1-c uyarınca kurum kazancının tespitinde indirilemez. Buradaki düzeltme, çoğu kez kaydedilmemiş faiz gelirinin vergi matrahına eklenmesi şeklinde ortaya çıkar.
GİB’in Genel Tebliğdeki yaklaşımına göre örtülü kazanç farkı net kâr payı kabul edilip brüte tamamlanır ve ortağın hukuki niteliğine göre stopaj değerlendirilir.
Taraflar arasında yapılacak karşı düzeltme, örtülü kazanç dağıtan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şartına bağlıdır.
3.4. Katma değer vergisi: idari görüş ve içtihat
GİB, şirketin ortağına para kullandırmasını ticari faaliyet kapsamında finansman hizmeti olarak kabul etmekte ve emsal faiz üzerinden genel oranda KDV hesaplanması gerektiği görüşünü sürdürmektedir. KDV Kanunu m. 1/1 ticari faaliyet çerçevesindeki hizmetleri, m. 4 hizmet kavramını, m. 27 ise bedelin emsale göre açıkça düşük olduğu veya bulunmadığı hâllerde emsal bedeli düzenler. Genel KDV oranı halen yüzde 20’dir.
Danıştay Dokuzuncu Dairesinin 04.10.2023 tarihli E.2023/2193, K.2023/3371 sayılı kararı; somut olayda ortaklara para kullandırılmasını finansman hizmeti sayan ve reeskont faizine isabet eden KDV ile cezanın esasını koruyan Bölge İdare Mahkemesi kararını onamıştır. Karar, KDV riskinin uygulamada gerçek ve yüksek olduğunu göstermektedir.
Yayımlanmış ve kimliği doğrulanabilir yüksek mahkeme kararları ile GİB görüşü karşısında ihtiyatlı uygulama; emsal faizi döneminde tahakkuk ettirmek, fatura düzenlemek ve genel oranda KDV hesaplamaktır. Uyuşmazlık hâlinde ise gerçek bir hizmet ve bedelin bulunup bulunmadığı, ispat durumu ve döneme ait içtihat ayrıca incelenmelidir.
3.5. Belge, beyan ve muhasebe düzeni
Kısa vadeli alacakların 131-Ortaklardan Alacaklar, uzun vadeli alacakların 231-Ortaklardan Alacaklar hesabında izlenmesi, işlemin gerçek niteliğine uygun temel muhasebe yaklaşımıdır. Bağlı ortaklık ve iştirak işlemlerinde ilgili hesaplar kullanılabilir. Hesabın doğru seçilmesi gerekli olmakla birlikte yeterli değildir; banka dekontu, sözleşme, organ kararı, faiz tahakkuku, fatura, ödeme planı ve emsal çalışması birbirini doğrulamalıdır.
Tüm kurumlar vergisi mükellefleri, ilişkili kişilerle bir hesap döneminde yaptıkları kapsamdaki işlemler için Genel Tebliğ ekindeki Transfer Fiyatlandırması, Kontrol Edilen Yabancı Kurum ve Örtülü Sermayeye İlişkin Formu kurumlar vergisi beyannamesi ekinde verir. Tebliğe göre her bir ilişkili kişi bazında yıllık toplam net tutarı 30.000 TL’nin altında kalan işlemler forma alınmaz. Bu eşik, işlemin emsallere uygun olması veya kayıt ve belge bulundurma gereğini ortadan kaldıran bir güvenli liman değildir.
İstanbul Defterdarlığı Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Müdürlüğüne kayıtlı mükellefler yurt içi ve yurt dışı ilişkili işlemleri; diğer kurumlar vergisi mükellefleri kural olarak yurt dışı ilişkili işlemleri için yıllık transfer fiyatlandırması raporu hazırlar. Serbest bölgeler ve yurt dışı şubeler için Tebliğde özel kurallar vardır. Olağan bir kurumlar vergisi mükellefinin yalnızca yurt içindeki gerçek kişi ortağına borç vermesi yıllık rapor kapsamı dışında kalabilse de raporda bulunması gereken bilgi ve belgeleri istenildiğinde ibraz etmek üzere saklaması gerekir.
3.6. Vergisel müeyyideler
Emsal faizin beyan edilmemesi kurumlar vergisi ve geçici vergi matrah farkına; finansman hizmeti için KDV hesaplanmaması KDV tarhiyatına; farkın dağıtılmış kâr payı sayılması ise ortağın statüsüne göre gelir veya kurumlar vergisi stopajına yol açabilir. Verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi hâlinde VUK m. 344 uyarınca kural olarak bir kat vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi gündeme gelir. VUK m. 359’da sayılan sahte veya yanıltıcı belge, defter ve kayıtların gizlenmesi ya da tahrifi gibi fiiller ayrıca gerçekleşmişse üç kat ceza ve ceza yargılaması riski doğabilir; fakat bu ağır sonuçlar borç işleminin varlığından otomatik olarak çıkmaz.
Finansman hizmetine ilişkin faturanın düzenlenmemesi veya süresinde düzenlenmemesi VUK m. 353 kapsamında özel usulsüzlük cezası tartışması yaratabilir. Ayrıca transfer fiyatlandırması formu, rapor veya istenen belgelerin verilmemesi hâlinde VUK’un usulsüzlük ve özel usulsüzlük hükümleri uygulanabilir. Ceza tutarları her yıl değiştiğinden işlem dönemindeki hadler esas alınmalıdır.
KVK m. 13/8 ve Genel Tebliğ, transfer fiyatlandırması belgelendirme yükümlülüklerini tam ve zamanında yerine getiren mükellefler için önemli bir koruma sağlar: VUK m. 359 fiilleri hariç olmak üzere, örtülü kazanç nedeniyle eksik tahakkuk eden vergilere ilişkin vergi ziyaı cezası yüzde 50 indirimli uygulanır. Bu indirim, işlemin emsale uygun olduğunu ispatlayan bir dokunulmazlık değil; belgelendirme disiplinine bağlanmış ceza avantajıdır.
4. GİB Görüşü ve Emsal Yargı Kararları
4.1. İstanbul VDB’nin 06.09.2013 tarihli özelgesi
İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 06.09.2013 tarih ve 39044742-KDV.24-1447 sayılı özelgesinde, Türkiye’deki taşınmazını satan şirketin yabancı ortaklarına döviz cinsinden borç verdiği ve düzenli faiz faturası kestiği olay değerlendirilmiştir. Özelge, ilişkili kişiye ödünç para verilmesinde faizin emsallere uygun olması gerektiğini ve ortağa kaynak kullandırılmasının finansman hizmeti olarak KDV’ye tabi bulunduğunu kabul etmektedir. Başlığı “örtülü sermaye sayılan borçlanmalar” olsa da özelgenin ilgili kısmı, şirketten ortağa verilen borcun KDV ve transfer fiyatlandırması yönünü ele almaktadır.
Özelgeler yalnızca talep eden mükellef ve açıklanan olay bakımından koruma sağlar; genel düzenleyici işlem veya mahkemeyi bağlayan içtihat değildir. Yine de bu özelge, GİB’in idari uygulamasını açık biçimde gösterdiğinden risk değerlendirmesinde önemlidir. Konuya özgü, tüm mükellefleri bağlayan ayrı bir GİB sirküleri tespit edilmemiştir; temel idari kaynak, güncel değişiklikleri işlenmiş 1 Seri No.lu Transfer Fiyatlandırması Genel Tebliği ve somut olay özelgeleridir.
4.2. Danıştay 3. Daire, E.2023/4022, K.2023/4962, 28.11.2023
Karara konu şirket, bağlı ortaklıklarına verdiği borç için TCMB avans oranı üzerinden faiz hesaplamış; vergi incelemesi ise şirketin aynı dönemde arsa alımı için bağımsız bir kurumdan yüzde 11,76 ile kullandığı krediyi iç emsal kabul etmiştir. İlk derece ve istinaf, borç alma ile borç verme işlemlerinin farklı olduğu gerekçesiyle tarhiyatı kaldırmış; Danıştay Üçüncü Dairesi somut kredi faizini karşılaştırılabilir iç emsal sayarak bu kararı bozmuştur.
Karar, “şirketin her banka kredisi otomatik iç emsaldir” kuralı koymaz. Dairenin sonucu, somut kredinin karşılaştırılabilir nitelikte olduğu kabulüne dayanır. Uygulamadaki ders; şirketin kendi finansman maliyetinin mutlaka incelenmesi, kullanılmayacaksa vade, teminat, para birimi veya kredi riski farklarının belgeyle açıklanmasıdır.
4.3. Danıştay 9. Daire, E.2023/2193, K.2023/3371, 04.10.2023
Bu uyuşmazlıkta gerçeğin üzerindeki taşınmaz bedelleri kayda alınarak aradaki paranın ortaklara kullandırıldığı ve faiz hesaplanmadığı tespit edilmiştir. İnceleme elemanı TCMB avans faizini kullanmış; vergi yargısı reeskont faizine isabet eden KDV ve cezayı koruyup aşan kısmı kaldırmıştır. Danıştay Dokuzuncu Dairesi, Bölge İdare Mahkemesi kararını onamıştır.
Kararın iki önemli yönü vardır. Birincisi, somut para aktarımı kanıtlandığında ortağa sağlanan faizsiz finansmanın KDV’ye tabi hizmet olarak kabul edilebilmesidir. İkincisi, avans ve reeskont oranı seçiminin matrahı doğrudan etkilediğidir. Bununla birlikte kararın faturaların gerçeğe aykırı düzenlendiği özel bir vakaya dayandığı ve üç kat cezanın bu ek tespitle bağlantılı olduğu unutulmamalıdır.
4.4. Danıştay 9. Daire, E.2022/861, K.2023/3366, 04.10.2023
Şirketin 159-Verilen Sipariş Avansları hesabındaki yüksek ve uzun süre taşınan bakiyelerin ortaklara faizsiz kullandırıldığı varsayımıyla gelir stopajı tarh edilmişti. Danıştay Dokuzuncu Dairesi, hesap bakiyesinin şirket hesabında bulunduğuna, çekildiğine, ortak hesabına veya başka hesaba aktarıldığına ilişkin somut belge ve araştırma bulunmadığını belirledi. Şirket ve ortaklar nezdinde para hareketi ortaya konulmadan yalnızca hesap bakiyesinden hareketle finansman hizmeti varsayılamayacağı gerekçesiyle tarhiyatın esas kısmını bozdu.
Bu karar, transfer fiyatlandırması teorisini reddetmemiştir. Aksine, gerçek bir borç varsa finansman hizmeti ve kâr payı stopajı sonuçlarının doğabileceğini kabul etmiş; fakat vergiyi doğuran olay ile matrah unsurlarının somutlaştırılmasını aramıştır. Dolayısıyla yanlış hesap seçimi veya olağan dışı bakiye ciddi risk işareti olmakla birlikte, hukuken ispatın yerine geçmez.
4.5. VDDK, E.2023/415, K.2025/255, 09.04.2025 ve BİM ısrar kararı
Uyuşmazlık, akaryakıt ticareti yapan şirketin 100-Kasa hesabında 8.000 TL’yi aşan bakiyenin ortaklara kullandırıldığı varsayımıyla yapılan kurumlar vergisi ve geçici vergi tarhiyatına ilişkindir. İlk derece; ortaklar nezdinde araştırma yapılmadığını, şirket ile ortaklar arasındaki para hareketinin ve paranın şirket işlerinde kullanılıp kullanılmadığının incelenmediğini, ortakların kişisel menfaatine ilişkin somut tespit bulunmadığını belirleyerek tarhiyatı kaldırdı. Danıştay Dördüncü Dairesi bozma kararı verdi; Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi 24.11.2022 tarihli E.2022/1228, K.2022/1779 sayılı kararıyla ilk kararında ısrar etti.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 09.04.2025 tarihli kararıyla bu ısrar kararını oyçokluğuyla onadı. Böylece yüksek kasa bakiyesinin tek başına ortağa borç verildiğini göstermeyeceği; kasa, banka, alacak, satın alma ve ortak kayıtları üzerinden gerçek para kullanımının araştırılması gerektiği yönündeki yaklaşım güçlendi. Karar, gerçek dışı kasa kaydını güvenli hâle getirmez. Tam tersine şirketlere, nakit hareketlerini günlük ve denetlenebilir belge düzeniyle açıklama yükü getirir.
5. Uyumlu Bir Borçlandırma İçin Uygulama Yol Haritası
Şirket ortağına borç verilmesi planlanıyorsa ilk adım, finansal ve hukuki ön kontrol olmalıdır. Borçlanacak ortağın vadesi gelmiş sermaye borcu bulunmadığı teyit edilmeli; kâr ile serbest yedek akçelerin geçmiş yıl zararlarını karşılayıp karşılamadığı güncel finansal verilerle hesaplanmalı; borcun şirketin işletme sermayesi, ödeme gücü ve TTK m. 376 göstergeleri üzerindeki etkisi incelenmelidir.
İkinci adım, şirket menfaatini gösteren usulüne uygun organ kararıdır. Karar; tutar, amaç, vade, para birimi, faiz, geri ödeme, teminat ve yetkilendirmeyi içermeli, menfaat çatışması bulunan üyenin durumu tutanağa geçirilmelidir. Tek ortaklı şirkette dahi şirket ile ortak arasındaki hukuki ayrılık korunmalı ve işlem yazılılaştırılmalıdır.
Üçüncü adım, işlem tarihindeki piyasa verilerine dayalı emsal faiz çalışmasıdır. Şirketin kendi banka kredileri, bağımsız kişilere verdiği/alacağı benzer borçlar, aynı para birimi ve vadede banka teklifleri ile borçlunun kredi riski incelenmelidir. Seçilen yöntem ve karşılaştırılabilirlik düzeltmeleri kısa bir transfer fiyatlandırması notunda açıklanmalıdır. Sadece yıl sonunda TCMB oranını bakiyeye uygulayan gerekçesiz bir hesap, güçlü bir emsal çalışmasının yerini tutmaz.
Dördüncü adım, nakdin yalnızca banka üzerinden ve açıklamalı biçimde aktarılması; borcun 131 veya 231 hesabında doğru izlenmesi; değişen bakiyeye göre faizin dönemsel tahakkuk ettirilmesi; GİB’in mevcut yaklaşımı esas alınacaksa faiz faturası ile genel oranda KDV’nin süresinde düzenlenmesi ve beyan edilmesidir. Döviz borcunda kur farkı ve faiz ayrı izlenmelidir.
Beşinci adım, fiili geri ödemedir. Sözleşmedeki takvime uyulmuyorsa yönetim organı alacağı takip etmeli, teminatı işletmeli ve gerekirse yasal yollara başvurmalıdır. Sürekli uzatılan vade, tahsil edilmeyen faiz ve her yıl büyüyen cari hesap; başlangıçtaki sözleşmenin gerçekliğini zayıflatır. Borcun daha sonra kâr payına mahsup edilmesi düşünülüyorsa, dağıtılabilir kâr, genel kurul kararı, stopaj ve mahsup şartları ayrıca yerine getirilmelidir.
Son adım, beyan ve dosyalamadır. İlişkili kişi işlem formu, gerekli transfer fiyatlandırması raporu veya rapor eşdeğeri bilgi ve belgeler, organ kararları, sözleşme, banka dekontları, faiz hesapları, faturalar, KDV beyannameleri ve geri ödeme kayıtları aynı dosyada tutulmalıdır. Yıl sonu mutabakatı sadece muhasebe bakiyesini değil, anapara, tahakkuk etmiş faiz, ödenen tutar ve kalan vadeyi ayrı ayrı göstermelidir.
Sonuç
Şirketin ortağına borç vermesi, TTK bakımından bütünüyle yasak değildir. Ancak anonim ve limited şirketlerde ortağın vadesi gelmiş sermaye borcunun bulunmaması ve şirketin kârı ile serbest yedek akçelerinin geçmiş yıl zararlarını karşılaması zorunludur. Bu şartlar sağlansa bile şirket menfaati, likidite, eşit işlem, yöneticilerin özen yükümlülüğü ve menfaat çatışması denetimi devam eder. Aykırılık, paranın iadesi ve yönetici sorumluluğunun yanında, borcu verenler için en az üç yüz günlük adli para cezası riski yaratır.
Vergi hukukunda ise gerçek bir borcun faizsiz veya emsalin altında kullandırılması, KVK m. 13 kapsamında ilişkili kişiye finansman hizmeti ve transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımıdır. Kurumlar vergisi matrah farkı, ortağın statüsüne göre kâr payı stopajı, GİB’in görüşü ve doğrulanabilir güncel Danıştay kararları uyarınca KDV, vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve belge cezaları aynı dosyada birleşebilir. Buna karşılık yüksek kasa veya avans bakiyesi tek başına yeterli değildir; VDDK ve Danıştay, ortağa gerçek para aktarımının somut delillerle ortaya konulmasını aramaktadır.
Doğru yaklaşım, borcu yıl sonunda “adat faturası” ile geriye dönük biçimde düzeltmeye çalışmak değil; borç verme kararından önce TTK şartlarını test etmek, işlemi yazılı ve banka kanalıyla kurmak, piyasa koşullarına göre faiz belirlemek, dönemsel belge ve vergileri zamanında yerine getirmek ve geri ödemeyi fiilen takip etmektir. Her somut olayda şirket türü, ortağın sıfatı, pay oranı, yerleşiklik, para birimi, vade ve şirketin finansal durumu birlikte değerlendirilmelidir.
Başlıca Mevzuat, İdari Kaynak ve Kararlar
1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, özellikle m. 357, 358, 369, 376, 391, 393, 395, 553, 562 ve 644 (Mevzuat Bilgi Sistemi).
2. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, özellikle m. 11, 12 ve 13 (Mevzuat Bilgi Sistemi).
3. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu, özellikle m. 1, 4, 20, 27 ve 28 (Mevzuat Bilgi Sistemi).
4. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, özellikle m. 3/B, 134, 227, 231, 344, 353 ve 359 (Mevzuat Bilgi Sistemi).
5. 1 Seri No.lu Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğ (değişiklikler işlenmiş metin, Gelir İdaresi Başkanlığı).
6. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 06.09.2013 tarih ve 39044742-KDV.24-1447 sayılı özelge (GİB Özelge Sistemi).
7. Danıştay 3. Daire, 28.11.2023, E.2023/4022, K.2023/4962.
8. Danıştay 9. Daire, 04.10.2023, E.2023/2193, K.2023/3371 (Danıştay Karar Arama).
9. Danıştay 9. Daire, 04.10.2023, E.2022/861, K.2023/3366 (Danıştay Karar Arama).
10. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 09.04.2025, E.2023/415, K.2025/255; onanan BİM Vergi Dava Dairesi ısrar kararı: 24.11.2022, E.2022/1228, K.2022/1779 (Danıştay Karar Arama).
Not: Mevzuat ve vergi oranları 3 Eylül 2026 itibarıyla kontrol edilmiştir. Yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut işlem veya uyuşmazlık için olayın belgeleri üzerinden ayrıca hukuki ve mali değerlendirme yapılmalıdır.
Yazar / Av. Cem GONCELİ