Ceza soruşturması sırasında bir şirketin yönetimine kayyım atanması, yalnızca şüpheli veya şirket yöneticileri bakımından değil; ortaklar, çalışanlar, alacaklılar, sözleşme ilişkileri ve şirketin ekonomik değeri üzerinde de doğrudan sonuç doğuran ağır bir koruma tedbiridir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 133. maddesi bu nedenle kayyım tayinini genel bir yönetim müdahalesi olarak değil, belirli suçlar ve sıkı şartlar altında uygulanabilen istisnai bir ceza muhakemesi tedbiri olarak düzenlemiştir.
Uygulamada özellikle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyım olarak atanması, tedbirin kapsamını daha da önemli hâle getirmektedir. Çünkü güncel mevzuat TMSF’ye yalnızca şirketin günlük yönetimini sürdürme değil; belirli koşullarda satış, fesih ve tasfiye dâhil geniş yetkiler tanımaktadır. Bu nedenle bir şirket hakkında kayyım kararı verildiğinde hukuki inceleme yalnızca ilk atama kararına odaklanmamalı; tedbir şartlarının devam edip etmediği, TMSF’nin kayyımlık sıfatının özel kanuni koşullarının mevcut olup olmadığı, tedbirin ölçülü kalıp kalmadığı ve TMSF’nin somut işlemlerine karşı hangi yargı yolunun kullanılacağı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
1. CMK m. 133 Kapsamında Şirket Yönetimine Kayyım Atanması
CMK m. 133/1’e göre bir şirketin yönetimine kayyım atanabilmesi için, suçun şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve kayyım atanmasının maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması gerekir. Tedbire soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde ise mahkeme karar verir. Cumhuriyet savcısının tek başına CMK m. 133 kapsamında şirket yönetimine kayyım atama yetkisi bulunmamaktadır.
Burada iki nokta özellikle önemlidir. Birincisi, yalnızca şirket ortağı veya yöneticisi hakkında suç şüphesinin bulunması yeterli değildir; şüphe ile şirketin faaliyeti arasında CMK m. 133’ün aradığı nitelikte bir bağ kurulmalıdır. İkincisi, tedbir maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından gerekli olmalıdır. Bu şartlar karar tarihinde mevcut olsa dahi, tedbir devam ettiği sürece güncelliğini korumalıdır. Koruma tedbirlerinin geçici niteliği gereği, şartları ortadan kalkmış bir kayyım uygulamasının sırf geçmişte verilmiş bir karara dayanılarak süresiz biçimde sürdürülmesi kabul edilemez.
1.1. Katalog Suç Şartı
CMK m. 133 bütün suçlar bakımından uygulanamaz. Maddenin dördüncü fıkrasında göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, parada sahtecilik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkân sağlama, zimmet, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, silahlı örgüt ve örgüte silah sağlama ile devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk başta olmak üzere katalog suçlar sayılmıştır. Ayrıca özel kanunlarda CMK m. 133’e atıf yapılan hâller de bulunmaktadır. Soruşturmadaki hukuki nitelendirmenin daha sonra katalog dışında kalan bir suça dönüşmesi, tedbirin devamının yeniden değerlendirilmesini gerektirir.
1.2. Denetim Kayyımlığı ve Yönetim Kayyımlığı
Atama kararında kayyımın yetkisinin kapsamı açıkça gösterilmelidir. Yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliği kayyımın onayına bağlanabileceği gibi, yönetim organının yetkileri veya bu yetkilerle birlikte ortaklık payları ya da menkul kıymetleri idare yetkileri tamamen kayyıma verilebilir. Bu ayrım ölçülülük bakımından kritik önemdedir. Suç soruşturmasının amacı mevcut yönetimin tamamen tasfiyesini gerektirmiyorsa, daha hafif nitelikteki onay/denetim modelinin yeterli olup olmayacağı somut gerekçelerle tartışılmalıdır.
2. TMSF’nin Kayyım Olarak Atanmasının Güncel Hukuki Dayanağı
TMSF’nin ceza soruşturmalarında şirketlere kayyım olarak atanmasına ilişkin rejim, OHAL dönemindeki düzenlemelerle şekillenmiş; ancak güncel hukuk bakımından 4 Şubat 2025 tarihli ve 32803 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7539 sayılı Kanunla 7145 sayılı Kanuna eklenen Geçici 2. madde özel önem kazanmıştır. Bu düzenleme, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl süreyle uygulanmak üzere TMSF’nin belirli ceza soruşturmalarında kayyım olarak atanabilmesini öngörmektedir.
Geçici 2. maddeye göre TMSF; Türk Ceza Kanunu’nun 282. maddesindeki suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, 314. maddesindeki silahlı örgüt, 315. maddesindeki örgüte silah sağlama veya 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 4. maddesindeki terörizmin finansmanı suçları bakımından kuvvetli şüphe sebepleri mevcutsa ve CMK m. 133 uyarınca şirkete kayyım atanmasına yargısal olarak karar verilmişse kayyım olarak atanabilir. Dolayısıyla CMK m. 133’ün katalog suçlarının tamamı, TMSF’nin bu özel düzenleme kapsamında kayyım olarak atanabilmesi bakımından yeterli değildir; TMSF bakımından ayrıca Geçici 2. maddede sayılan daha dar suç grubu dikkate alınmalıdır.
TMSF kayyım olduğunda 5411 sayılı Bankacılık Kanununda Fona tanınan hak ve yetkiler kıyasen uygulanır. Şirketlerin TMSF gözetiminde ve Fonun görevlendirdiği yöneticiler eliyle ticari teamüllere uygun, basiretli tacir ilkesi gözetilerek yönetilmesi öngörülmüş; mali durum, ortaklık yapısı, piyasa koşulları veya diğer sorunlar gerekçe gösterilerek şirketin veya varlıklarının kısmen ya da tamamen satılması, şirketin feshi veya tasfiyesi konusunda da Fona yetki tanınmıştır. Bu geniş yetkiler, kayyım kararının ve devamının ölçülülük denetimini pratikte daha önemli hâle getirmektedir.
3. Kayyım Atanması Kararına Karşı İtiraz
Soruşturma evresinde sulh ceza hâkimliği tarafından verilen CMK m. 133 kararına karşı CMK m. 267 ve devamı hükümleri uyarınca itiraz yoluna başvurulabilir. Güncel CMK m. 268’e göre, kanunda ayrıca hüküm bulunmadıkça itiraz süresi ilgilinin kararı öğrendiği günden itibaren iki haftadır. İtiraz, kararı veren mercie sunulur; merci kararını düzeltmezse dosyayı en çok üç gün içinde itirazı incelemeye yetkili mercie gönderir.
İtirazın etkili olabilmesi için yalnızca “suç işlenmemiştir” şeklindeki genel bir savunma yeterli değildir. Kayyım tedbirinin kendi şartları ayrı ayrı hedef alınmalıdır. Örneğin şirket faaliyeti ile isnat edilen suç arasındaki bağın bulunmadığı, kuvvetli şüphenin somut delillerle desteklenmediği, maddi gerçeğin başka koruma tedbirleri ve toplanmış delillerle ortaya çıkarılabilir hâle geldiği veya tam yönetim kayyımlığının onay/denetim kayyımlığına göre ölçüsüz olduğu dosya belgeleriyle ortaya konulmalıdır.
4. Kayyım Tedbirinin Kaldırılması veya Daraltılması
CMK m. 133’te kayyım tedbirinin belirli aralıklarla zorunlu olarak gözden geçirilmesine veya azami süresine ilişkin ayrıntılı bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum tedbirin bir kez verildikten sonra sorgulanmaksızın devam edeceği anlamına gelmez. Koruma tedbirinin dayandığı kuvvetli şüphe, şirket faaliyeti bağlantısı ve gereklilik koşulları ortadan kalkmışsa; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından tedbir artık bir işlev taşımıyorsa veya daha hafif bir tedbir yeterli hâle gelmişse kaldırma ya da kapsamın daraltılması talep edilebilir.
4.1. Soruşturma Evresinde Kaldırma Talebi
Uygulamada en güvenli yol, kayyım tedbirini tesis eden sulh ceza hâkimliğinden tedbirin kaldırılmasını veya yetkilerin daraltılmasını açıkça talep etmektir. Talepte, ilk kararın verildiği tarihten sonra ortaya çıkan yeni olgular ayrıca gösterilmelidir. Soruşturmanın geldiği aşama, delillerin toplanmış olması, MASAK veya bilirkişi incelemelerinin sonucu, şirketin olağan ticari faaliyetinin niteliği, yönetim müdahalesinin çalışanlar ve sözleşmeler üzerindeki etkisi ve şirket değerinde doğan riskler ölçülülük incelemesinin somut verileridir.
Kaldırma talebinin sulh ceza hâkimliğince reddedilmesi de bir hâkim kararıdır ve CMK m. 267-268 çerçevesinde itiraza konu edilebilir. Bu nedenle hem ilk atama kararına karşı itiraz hem de sonradan yapılan kaldırma talebi birbirinden farklı işlev görür: ilk başvuru karar tarihindeki şartları; sonraki kaldırma başvurusu ise tedbirin güncel şartlar altında hâlen gerekli ve ölçülü olup olmadığını tartışmaya açar.
4.2. Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı Sonrasında
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK), kayyım tedbirinin devamı bakımından en güçlü sona erme sebeplerinden biridir. Nitekim CMK m. 133/2, KYOK veya beraat hâlinde şirket bütçesinden ödenen kayyım ücretinin kanuni faiziyle Hazine tarafından karşılanacağını ayrıca düzenlemektedir. Bununla birlikte uygulamada yalnızca KYOK verilmiş olmasına dayanıp ticaret sicili ve TMSF nezdinde tedbirin kendiliğinden sona erdiğini varsaymak risklidir. Yargıtay, bu konuda tedbiri veren sulh ceza hâkimliğinin açık bir sonlandırma kararı vermesi gerektiğini kabul etmiştir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2018/5333, K. 2018/5602, T. 31.12.2018.
“Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde gerektirici sebep ortadan kalktığından…”
Kararda, savcılığın KYOK ile birlikte tedbirin sona erdiğini bildirmesine rağmen TMSF’nin hâkim kararı bulunmadığı için uygulamada tereddüt yaşaması üzerine çıkan uyuşmazlık incelenmiş; Yargıtay, kayyım kararını veren sulh ceza hâkimliğinin tedbirin sonlandırılmasına karar vermesi gerektiğini belirtmiştir. Bu içtihat, uygulamada kaldırma talebinin doğru mercie ve açık bir hüküm talebiyle yöneltilmesinin önemini göstermektedir.
4.3. Kovuşturma Evresinde
İddianamenin kabulünden sonra tedbirin kaldırılması veya kapsamının değiştirilmesi talebi, yargılamayı yapan mahkemeye yöneltilir. CMK m. 267 uyarınca mahkeme kararlarına itiraz ancak kanunun açıkça öngördüğü hâllerde mümkün olduğundan, CMK m. 133 bakımından kovuşturma evresindeki ara kararlara karşı soruşturma evresindeki kadar geniş ve bağımsız bir itiraz yolu bulunmamaktadır. Başkaca kanun yolu öngörülmemiş ara kararların hükümle birlikte istinaf incelemesine taşınabilmesi CMK m. 272/2 kapsamında mümkündür. Bu sebeple asıl koruma, kovuşturma sırasında mahkemeden düzenli ve somut gerekçelere dayalı kaldırma/daraltma talebinde bulunulmasıdır.
5. TMSF’nin Kayyımlık İşlem ve Kararlarına Karşı Yargı Yolu
Kayyım tedbirinin kendisiyle TMSF’nin kayyımlık sıfatıyla aldığı somut kararların birbirine karıştırılmaması gerekir. Şirkete CMK m. 133 uyarınca kayyım atanmasının ve bu tedbirin devamının denetimi ceza yargısı içindedir. Buna karşılık 7145 sayılı Kanunun Geçici 2/3. maddesi, TMSF’nin kayyımlık görevi kapsamındaki karar ve işlemlerine karşı açılan davaların TMSF’nin merkezinin bulunduğu yer idare mahkemelerinde görüleceğini açıkça düzenlemektedir.
Bu ayrım özellikle şirket varlıklarının satılması, tasfiye, iktisadi bütünlük oluşturulması veya Fon Kurulu tarafından tesis edilen benzeri işlemler bakımından önem taşır. Bir şirket ortağının “kayyımın kaldırılması” talebiyle sulh ceza hâkimliğine başvurması başka; TMSF’nin satış veya tasfiye kararının hukuka aykırılığını ileri sürmesi başka bir uyuşmazlıktır. Yanlış yargı koluna başvuru ciddi süre ve hak kaybı riski yaratabileceğinden, somut işlemin niteliği başvuru öncesinde doğru sınıflandırılmalıdır.
Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2026/212, K. 2026/269, T. 04.05.2026.
Uyuşmazlık Mahkemesi 2026 tarihli kararında, TMSF Fon Kurulunun iktisadi bütünlüğün satışına ilişkin kararının kamu gücüne dayanan tek taraflı bir işlem niteliğini vurgulayarak uyuşmazlığın idari yargıda görülmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Güncel Geçici 2/3 hükmü de bu yargı yolu ayrımını kanun düzeyinde açıkça ortaya koymaktadır.
6. Mülkiyet Hakkı ve Ölçülülük Bakımından Anayasal Denetim
Şirket ortaklık payları Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında “mülk” niteliğindedir. Şirket yönetiminin kamu gücüyle kayyıma devredilmesi, ortağın pay sahipliğinden doğan yönetim ve tasarruf imkânlarını sınırladığı için mülkiyet hakkına müdahale oluşturur. Anayasa Mahkemesi bu tür müdahaleleri kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ölçütleriyle incelemektedir. Doğrudan CMK m. 133/TMSF uygulamasına ilişkin önde gelen bireysel başvuru kararlarında Mahkeme, somut olgulardan hareketle mülkiyet hakkı ihlali sonucuna ulaşmamıştır; ancak bu kararlar tedbirin otomatik biçimde her durumda ölçülü olduğu anlamına gelmez.
AYM, Hamdi Akın İpek, B. No: 2015/17763, T. 24.05.2018.
Hamdi Akın İpek kararında AYM; kuvvetli şüphenin bilirkişi ve MASAK raporları gibi somut verilere dayandırılmasını, tedbirin suçla mücadele ve muhtemel müsadereyi güvence altına alma amacını, denetim kayyımının neden yetersiz görüldüğüne ilişkin gerekçeyi ve başvurucunun itiraz imkânını birlikte değerlendirerek mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Kararın tersinden okunması da önemlidir: kuvvetli şüphenin somutlaştırılmaması, daha hafif tedbirin neden yetersiz olduğunun açıklanmaması veya etkili denetim imkânının fiilen ortadan kalkması ölçülülük tartışmasını güçlendirebilir.
AYM, Tahsin Çakır, B. No: 2019/24644, T. 11.07.2023.
AYM Genel Kurulu, Ö.K., B. No: 2018/27526, T. 14.09.2023.
Tahsin Çakır ve Ö.K. başvurularında da şirket paylarının mülkiyet hakkı kapsamında olduğu kabul edilmiş, somut dosyaların koşullarında kayyım/elkoyma tedbirleri yönünden ihlal bulunmadığına karar verilmiştir. Daha güncel Betül Özbey Bayındır kararında ise kayyım tedbirinin uzun sürmesi ayrıca tartışılmış; soruşturmanın karmaşıklığı, somut olgular ve yargısal denetim olanakları birlikte değerlendirilerek sırf sürenin uzunluğundan hareketle ihlal sonucuna gidilmemiştir.
AYM Genel Kurulu, Betül Özbey Bayındır, B. No: 2019/42188, T. 31.07.2025.
Buna karşılık AYM’nin norm denetimindeki yaklaşımı, TMSF’nin geniş şirket yönetimi yetkileri bakımından önemli bir sınır ortaya koymaktadır. Mahkeme, eski 6758 sayılı Kanunun 19. maddesinde TMSF’nin şirket genel kurul yetkilerini Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın kullanmasına ilişkin kuralı incelerken, şirket paylarının mülk niteliğini ve pay sahiplerinin genel kurul haklarını vurgulamış; yetkinin kullanılma usulü, güvenceler ve denetim yolları yeterince belirlenmediği için mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna vararak kuralı Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı bulmuştur.
AYM, E. 2022/91, K. 2025/133, T. 17.06.2025.
Bu iptal kararı doğrudan 2025 yılında 7145 sayılı Kanuna eklenen Geçici 2. maddenin iptali anlamına gelmemektedir; karar, daha eski 6758 sayılı Kanundaki ayrı bir hükme ilişkindir. Bununla birlikte benzer nitelikte geniş TMSF yetkilerinin uygulanmasında kanuni sınırların, usuli güvencelerin, mülkiyet hakkının ve etkili yargısal denetimin göz ardı edilemeyeceğini gösteren güçlü bir anayasal ölçüttür.
7. Tazminat ve Tedbir Sonrası Mali Sonuçlar
CMK m. 133 iki farklı mali sonucu açıkça düzenlemektedir. Birincisi, KYOK veya beraat hâlinde kayyım ücreti olarak şirket bütçesinden ödenen paranın tamamının kanuni faiziyle Hazine tarafından karşılanmasıdır. İkincisi, kayyımın göreviyle ilgili iş ve işlemlerinden doğan tazminat davalarının CMK m. 142 ila 144 hükümleri uyarınca Devlet aleyhine açılmasıdır; Devlet, ödediği tazminat için görevini kötüye kullanan kayyıma bir yıl içinde rücu eder.
Tedbirin başlangıçtan itibaren hukuka aykırı olması, şartları ortadan kalkmasına rağmen devam ettirilmesi veya şirket malvarlığının korunmasında gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle doğan zararlar bakımından ise somut olayın özelliklerine göre CMK’nın koruma tedbirlerinden kaynaklanan tazminat hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir. Şirket değerindeki azalma, finansman maliyeti, sözleşme kayıpları ve ticari itibar zararı gibi kalemlerde nedensellik bağının belgeyle ortaya konulması özellikle önem taşır.
8. Kayyımın Kaldırılması Talebi Uygulamada Nasıl Kurulmalıdır?
Başarılı bir kaldırma veya daraltma talebi, ceza dosyasındaki isnada verilen genel bir cevap dilekçesi gibi değil, doğrudan koruma tedbirinin güncel şartlarını hedef alan teknik bir başvuru olarak kurulmalıdır. İlk kayyım kararı, bu karara karşı önceki itirazlar, soruşturmanın güncel safhası, mevcut bilirkişi ve MASAK raporları, şirketin gerçek faaliyet yapısını gösteren ticari kayıtlar, banka hareketleri ve sözleşmeler birlikte incelenmelidir. Özellikle şirket faaliyetinin suçun işlenmesinde araç olarak kullanıldığı iddiasını çürüten veya bu bağlantının artık bulunmadığını gösteren yeni deliller öne çıkarılmalıdır.
Ayrıca tam yönetim yetkisinin TMSF’de kalmasının güncel olarak neden gerekli olmadığı somutlaştırılmalı; çalışan sayısı, devam eden projeler, kredi ilişkileri, lisanslar, tedarik zinciri, müşteri sözleşmeleri ve şirket değerine ilişkin verilerle tedbirin şirkete ve üçüncü kişilere yüklediği külfet gösterilmelidir. Tam kaldırmanın mümkün görülmediği ihtimal için, yönetim yetkisinin daraltılması veya yalnızca belirli işlemlerin kayyım onayına bağlandığı daha hafif modele geçilmesi alternatif talep olarak düşünülebilir.
TMSF kayyımlığında ayrıca iki ayrı hukuki dosya mantığıyla hareket etmek gerekir. Ceza yargısındaki başvuru kayyım tedbirinin dayanağını ve devamını hedeflerken; TMSF’nin satış, tasfiye veya başka bir kayyımlık işlemi ayrıca hukuka aykırı ise Geçici 2/3 uyarınca idari yargı yolu gündeme gelir. Bir işlemin iptali talebi ile kayyım tedbirinin kaldırılması talebinin aynı hukuki sebep ve mercie tabi olduğunu varsaymak bu alandaki en ciddi usul hatalarından biridir.
9. Yargı Kararları Işığında Temel Sonuçlar
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 31.12.2018 tarihli kararı, KYOK sonrasında kayyımın kaldırılması bakımından tedbiri veren sulh ceza hâkimliğinin aktif bir sonlandırma kararı vermesi gerektiğini göstermektedir. AYM’nin Hamdi Akın İpek, Tahsin Çakır, Ö.K. ve Betül Özbey Bayındır kararları ise kayyım tedbirini mülkiyet hakkına müdahale olarak kabul etmekle birlikte; somut delil, meşru amaç, gereklilik, ölçülülük ve etkili yargısal denetim unsurlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. AYM’nin E. 2022/91, K. 2025/133 sayılı norm denetimi kararı da TMSF’ye tanınan çok geniş şirket yönetimi yetkilerinin kanuni sınır ve güvencelerden bağımsız kullanılamayacağını göstermesi bakımından ayrıca önemlidir.
Son olarak 2025 değişikliğiyle TMSF’nin kayyımlık işlemlerine karşı idari yargı yolu açıkça düzenlenmiş; Uyuşmazlık Mahkemesinin 04.05.2026 tarihli kararı da TMSF’nin satış gibi kamu gücüne dayalı Fon Kurulu işlemleri bakımından idari yargının görevli olduğu yönündeki yaklaşımı teyit etmiştir. Bu tablo, güncel uygulamada “ceza tedbiri” ile “TMSF işlemi” arasında yargı yolu bakımından kesin bir ayrım yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
10. Sonuç
CMK m. 133 uyarınca şirket yönetimine kayyım atanması, şirketin mülkiyet ve yönetim yapısına çok yoğun müdahale eden geçici bir koruma tedbiridir. Tedbirin hukuka uygunluğu yalnızca ilk karar tarihinde değil, devam ettiği her aşamada kuvvetli şüphe, şirket faaliyeti bağlantısı, katalog suç, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından gereklilik ve ölçülülük şartları üzerinden değerlendirilmelidir. TMSF’nin kayyım olarak atanması hâlinde ise 7145 sayılı Kanunun Geçici 2. maddesindeki özel suç ve yetki rejimi ayrıca gözetilmelidir.
Şirket ve ortaklar açısından doğru strateji; soruşturma evresinde kayyım kararını veren sulh ceza hâkimliğinden somut ve güncel delillerle kaldırma veya daraltma istemek, ret hâlinde güncel iki haftalık itiraz süresini kaçırmamak ve TMSF’nin kayyımlık kapsamındaki bağımsız karar ve işlemleri söz konusu olduğunda idari yargı yolunu ayrıca değerlendirmektir. Özellikle KYOK, suç vasfının değişmesi, delillerin toplanması, şirket faaliyeti ile isnat arasındaki bağın zayıflaması ve tam yönetim müdahalesinin ölçüsüz hâle gelmesi, kaldırma talebinin merkezine yerleştirilebilecek başlıca hukuki olgulardır.
11. Kaynakça
Abdurrahman Burak Karahan, Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini (CMK m. 133), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2020.
Mustafa Uğur Demiral, Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini (CMK m. 133), Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2020.
Mehmet Saydam, “Ceza Muhakemesi Kanunu 133. Madde Uyarınca Verilen Şirket Yönetimi İçin Kayyım Atanmasına Dair Kararın Kaldırılmasına İlişkin Yargıtay Kararının Değerlendirilmesi”, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 11, S. 1, 2023, s. 445-468, DOI: 10.56701/shd.1262549.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 133, 267, 268 ve 272; 7145 sayılı Kanun Geçici m. 2; 7539 sayılı Kanun m. 7; 5411 sayılı Bankacılık Kanunu.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2018/5333, K. 2018/5602, T. 31.12.2018; AYM, Hamdi Akın İpek, B. No: 2015/17763, T. 24.05.2018; AYM, Tahsin Çakır, B. No: 2019/24644, T. 11.07.2023; AYM Genel Kurulu, Ö.K., B. No: 2018/27526, T. 14.09.2023; AYM Genel Kurulu, Betül Özbey Bayındır, B. No: 2019/42188, T. 31.07.2025; AYM, E. 2022/91, K. 2025/133, T. 17.06.2025; Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2026/212, K. 2026/269, T. 04.05.2026.
Yazar/Av. Cem GONCELİ


