Limited Şirket Ortaklarının Şirket Borçlarından Sorumluluğu TTK ile 6183 Sayılı Kanun’un Birlikte Değerlendirilmesi

Limited şirket, ortakların kural olarak şirket borçlarından şahsen sorumlu olmadığı, tüzel kişiliğe ve sermaye esasına dayanan bir şirket türüdür. Bununla birlikte, özellikle amme alacakları bakımından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen genel sorumluluk rejiminden ayrılan özel bir düzenleme getirmektedir.

Bu nedenle limited şirket ortaklarının şirket borçlarından sorumluluğu incelenirken, yalnızca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun limited şirketlere ilişkin hükümlerinin değil, 6183 sayılı Kanun’un ortakların amme borçlarından sorumluluğunu düzenleyen hükümlerinin de birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bu çalışmada; özel hukuk borçları ile amme alacakları arasındaki ayrım, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında ortakların sorumluluğunun doğması için gereken şartlar, sorumluluğun kapsamı, pay devri hâlinde sorumluluk, ortak ile kanuni temsilcinin aynı kişi olması, tüzel kişiliği sona eren şirketlerde sorumluluk ve ortakların rücu hakkı incelenmektedir.

1.     Amme Alacağı Kavramı

Limited şirket ortaklarının şirket borçlarından şahsen sorumlu olmaması kuralının önemli istisnalarından biri amme alacaklarıdır. 6183 sayılı Kanun’un 3. maddesinde amme alacağı ve amme borçlusu kavramları tanımlanmıştır.

Buna göre amme alacağı; Devlete, il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, vergi ve para cezaları, gecikme zammı ve faiz gibi asli ve fer’i alacaklar ile kanunlarda 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği belirtilen diğer alacakları kapsar. Amme borçlusu ise amme alacağını ödemek zorunda bulunan gerçek ve tüzel kişiler ile kanuni temsilciler, mirasçılar, vergi mükellefleri, vergi sorumluları, kefiller ve yabancı kişi ve kurumların temsilcilerini ifade eder.

2.     Amme Borçlarından Sorumluluk

Limited şirket ortaklarının şirketin amme borçlarından şahsen sorumluluğunun temel dayanağı 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesidir. Madde uyarınca limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından, sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumludur.

Bu sorumluluk, şirketin amme borcunun doğduğu anda kendiliğinden ve koşulsuz biçimde ortaya çıkan bir sorumluluk değildir. Öncelikle amme alacağının şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilmesinin mümkün olup olmadığının ortaya konulması gerekir. Şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kısım bakımından ise ortağın sorumluluğuna başvurulabilir.

Kural olarak ortak, şirketten tahsil edilemeyen amme borcunun tamamından değil, sermaye payına isabet eden kısmından sorumludur. Bununla birlikte, pay devri veya amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği tarihlerde ortakların farklı kişiler olması gibi Kanun’da ayrıca düzenlenen hâllerde müteselsil sorumluluk gündeme gelebilir.

Ortak sıfatından kaynaklanan bu sorumluluk ile kanuni temsilcinin sorumluluğu birbirinden ayrılmalıdır. Ortağın sorumluluğu 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesine; kanuni temsilcinin sorumluluğu ise kural olarak mükerrer 35. maddeye ve vergi alacakları bakımından Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesine dayanır. Bu nedenle kişinin yalnızca ortak mı, yalnızca kanuni temsilci mi, yoksa her iki sıfata birden mi sahip olduğunun belirlenmesi uygulanacak sorumluluk rejimi bakımından önem taşır.

3.     Amme Alacağının Tahsili ve Ortağa Başvuru

Limited şirketin amme borcunun ortağından tahsil edilebilmesi için ortağın ayrıca ihbarname ile borçlandırılması gerekmeksizin, şartların oluşması hâlinde ortak adına doğrudan ödeme emri düzenlenerek tebliğ edilmesi mümkündür. Ancak bunun için öncelikle şirket hakkındaki takip sürecinin usulüne uygun yürütülmesi ve şirketten tahsil imkânının bulunmadığının ortaya konulması gerekir.

Bu nedenle şirket adına düzenlenen ihbarname ve ödeme emirlerinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi, amme alacağının şirket yönünden kesinleşmesi ve ardından alacağın şirket malvarlığından tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması önem taşır.

Ortakların sorumluluğu bakımından, sermaye borcunun ortak tarafından tamamen veya kısmen ödenmiş olup olmadığı tek başına sorumluluğu ortadan kaldıran bir ölçüt değildir. Sorumluluğun belirlenmesinde esas olan, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinde öngörülen şartların gerçekleşmesidir.

4.     Sorumluluğun Koşulları

Amme alacağının tahakkuk ve tahsiline ilişkin zamanaşımı hükümleri, ortağın sorumluluğuna başvurulabilmesi bakımından da önem taşır. Amme alacağının ilgili zamanaşımı süreleri içerisinde usulüne uygun şekilde kesinleştirilmesi ve tahsil edilmesi gerekir.

Şirket adına mevcut amme alacağının zamanaşımına uğraması ve zamanaşımını durduran veya kesen hukuka uygun bir işlemin bulunmaması hâlinde, bu borcun ortaklardan tahsili amacıyla takip yapılması da hukuka aykırı hâle gelebilir.

Danıştay’ın çeşitli kararlarında da ortağın sorumluluğu incelenirken, amme alacağının doğduğu dönem, ortağın o dönemdeki sermaye payı, şirketten tahsil imkânı ve zamanaşımı hususlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Ortağın sorumluluğuna başvurulabilmesi için amme alacağının öncelikle şirket yönünden usulüne uygun biçimde kesinleştirilmesi gerekir. Tarhiyat, tebligat, tahakkuk ve tahsil aşamalarında kanuni usullere uyulması bu bakımdan temel önem taşır.

Şirket adına düzenlenen ihbarname veya ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmediğinin ortaya çıkması, şirket yönünden takip sürecinin hukuken tamamlanmadığı sonucunu doğurabilir. Bu durumda ortak adına düzenlenen ödeme emrinin de hukuka uygunluğu tartışmalı hâle gelecektir.

Danıştay kararlarında, asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin usulüne uygun biçimde tebliğ edilip kesinleştiğinin somut olarak ortaya konulamadığı hâllerde, ortak adına düzenlenen ödeme emirlerinin hukuka aykırı olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmıştır.

6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi bakımından ortağın sorumluluğunun doğmasının temel koşullarından biri, kesinleşmiş amme alacağının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmasıdır.

6183 sayılı Kanun’un 3. maddesinde “tahsil edilemeyen amme alacağı” ve “tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı” kavramları tanımlanmıştır. Tahsil edilemeyen alacak; yapılan malvarlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir malvarlığının bulunmaması veya haczedilen malvarlığının satılmasına rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen alacaktır. Tahsil edilemeyeceği anlaşılan alacak ise takip işlemlerinin herhangi bir safhasında tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan alacağı ifade eder.

Bu iki durum arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Alacağın tamamen veya kısmen tahsil edilemediğinin kabulü bakımından cebri takip işlemlerinin sonuçsuz kaldığının ortaya konulması gerekirken, alacağın tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması için bütün takip yollarının tamamlanması her durumda gerekli değildir. Ancak idarenin, şirketten tahsil imkânının bulunmadığını somut ve hukuken geçerli delillerle ortaya koyması gerekir.

Bu nedenle yalnızca şirketin borcunu ödememiş olması, her durumda ortağın sorumluluğuna başvurulması için yeterli değildir. Şirketin malvarlığı, yapılan takip işlemleri ve tahsil imkânı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Limited şirket ortağının 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamındaki sorumluluğunda temel ölçüt sermaye payıdır. Ortak, şirketten tahsil edilemeyen amme alacağının sermaye payına isabet eden kısmından şahsen sorumludur.

Burada “pay oranında sorumluluk” ile “şahsi malvarlığıyla sorumluluk” birbirinden ayrılmalıdır. Sorumluluğun miktarı ortağın sermaye payı oranıyla sınırlıdır; ancak bu miktardan sorumluluk, ortağın kişisel malvarlığı üzerinde sonuç doğurabilir. Dolayısıyla sorumluluk, miktar bakımından sınırlı; takip bakımından ise şahsidir.

Ortağın aynı zamanda şirketin kanuni temsilcisi olması hâlinde ise sorumluluğun dayanağı ve kapsamı ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle vergi alacakları bakımından VUK’un 10. maddesi ile 6183 sayılı Kanun’un 35 ve mükerrer 35. maddelerinin hangi sıfatla uygulanacağı önem taşır.

6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinde ortakların sorumluluğu bakımından, amme alacağının şirketten tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması ve kişinin ortak sıfatını taşıması dışında ayrıca bir kusur şartı öngörülmemiştir.

Bu nedenle ortakların 35. madde kapsamındaki sorumluluğu kusursuz sorumluluk niteliğindedir. Şirketin borcunun doğmasında veya tahsil edilememesinde ortağın kusurunun, kastının ya da ihmalinin bulunup bulunmadığı kural olarak sorumluluğun doğumu bakımından belirleyici değildir. Bunun temel nedeni, ortaklık sıfatının tek başına şirketin vergisel ve yönetsel ödevlerini yerine getirme yetkisi ve yükümlülüğü anlamına gelmemesidir.

6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinde kullanılan “doğrudan doğruya sorumlu olurlar” ifadesi, ortakların kendi malvarlıklarıyla takip edilebileceğini ortaya koymaktadır.

Gerçek kişi ortak bakımından sorumluluk, sermaye payı oranına isabet eden miktarla sınırlı olmak üzere ortağın bütün malvarlığı üzerinde sonuç doğurabilir. Ortağın tüzel kişi olması hâlinde ise sorumluluk, ortak sıfatına sahip tüzel kişinin malvarlığı bakımından söz konusu olur.

Bununla birlikte, limited şirket ortağı olan başka bir limited şirketin kendi ortaklarının, yalnızca dolaylı ortaklık ilişkisi nedeniyle asıl borçlu şirketin amme borcundan doğrudan sorumlu tutulması söz konusu değildir. Sorumluluk, kural olarak doğrudan ortak sıfatına bağlanmaktadır.

5.     Payın Devredilmesi Hâlinde Sorumluluk

6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinde pay devri bakımından özel bir sorumluluk düzenlemesi bulunmaktadır. Buna göre payını devreden ve devralan ortaklar, devirden önceki dönemlere ait amme alacaklarının ödenmesinden müteselsilen sorumludur.

Bu düzenlemenin amacı, ortaklık yapısındaki değişikliğin kamu alacağının tahsilini güçleştirmesini önlemektir. Bu nedenle payın devredilmiş olması, devir öncesi döneme ait amme borçları bakımından devreden ortağın sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır.

Pay devrinin hangi tarihte hüküm ifade edeceği bakımından ise TTK’nın pay devrine ilişkin hükümleri ile vergi mevzuatındaki düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Vergi mevzuatında yapılan düzenlemeler çerçevesinde, şirket sözleşmesinde genel kurul onayı aranıyorsa onay tarihi; böyle bir onay aranmıyorsa noter tasdikli devir sözleşmesi tarihi esas alınmaktadır.

6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği tarihlerde şirket ortaklarının farklı kişiler olması hâlini de ayrıca düzenlemektedir. Bu durumda ilgili dönemlerde ortak olan kişiler, Kanun’da öngörülen koşullar çerçevesinde amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulabilir.

Bu düzenleme, ortaklık sıfatının amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği tarihler bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesini gerektirmektedir. Dolayısıyla yalnızca takip tarihindeki ortaklık yapısına bakılarak sorumluluk belirlenmemelidir.

Limited şirket ortağının aynı zamanda şirket müdürü veya kanuni temsilcisi olması hâlinde, ortaklık ve kanuni temsilcilik sıfatlarından doğan sorumluluk rejimlerinin birbirinden ayrılması gerekir.

Ortak sıfatından kaynaklanan sorumluluk 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi kapsamında sermaye payı oranında iken, kanuni temsilcinin sorumluluğu bakımından 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi ve vergi alacakları yönünden VUK’un 10. maddesi gündeme gelir. Bu nedenle aynı kişinin iki sıfata sahip olması, uygulanacak normun ve sorumluluğun kapsamının ayrıca belirlenmesini gerektirir.

Vergi alacakları bakımından, kanuni temsilcilik sıfatının ayrıca değerlendirilmesi ve VUK’un 10. maddesinin özel düzenleme niteliğinin dikkate alınması gerekir. Dolayısıyla “ortak” sıfatı ile “kanuni temsilci” sıfatının aynı kişide birleşmesi, her iki sorumluluğun otomatik olarak aynı kapsamda uygulanacağı anlamına gelmez.

Limited şirketin tasfiye edilerek ticaret sicilinden silinmesi, şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi sonucunu doğurduğundan, şirket adına cebri takip yapılabilmesi konusunda önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Özellikle şirketin tüzel kişiliği sona erdikten sonra ortaya çıkan veya daha önce kesinleştirilmemiş amme alacaklarının ortaklardan veya kanuni temsilcilerden tahsili bakımından, şirket adına takip ve borcun usulüne uygun biçimde kesinleştirilmesi şartlarının nasıl uygulanacağı önem taşımaktadır.

AATUHK’da tasfiye edilmiş ve sicilden silinmiş limited şirketler bakımından açık bir düzenlemenin bulunmaması, uygulamada ve yargı kararlarında farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bazı kararlarda şirketin tüzel kişiliği sona ermiş olsa dahi ortakların 35. maddeden kaynaklanan sorumluluklarının devam ettiği kabul edilirken, bazı kararlarda şirket tüzel kişiliği sona ermeden önce ihbarname düzenlenmiş ve tebliğ edilmiş olması gibi koşulların önem taşıdığı kabul edilmiştir.

Bu nedenle somut olayda, şirketin ne zaman tasfiye edildiği ve sicilden ne zaman silindiği, amme alacağının ne zaman doğduğu, şirket adına hangi işlemlerin tüzel kişiliğin sona ermesinden önce gerçekleştirildiği ve borcun usulüne uygun biçimde kesinleştirilip kesinleştirilmediği birlikte değerlendirilmelidir. Gerekli hâllerde şirketin ihyası ve yeniden tescili yoluna başvurulması da gündeme gelebilir.

6.     Ortakların Rücu Hakkı

6183 sayılı Kanun’da, şirketin amme borcunu ödeyen ortakların rücu hakkını temsilciler bakımından olduğu kadar açık biçimde düzenleyen özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte, ortağın kendi sermaye payına düşen miktarı aşarak ödeme yapması hâlinde, ödediği fazla miktar bakımından diğer sorumlulara veya somut olayın koşullarına göre şirkete rücu edebilmesinin mümkün olup olmadığı özel hukuk hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Bu noktada, kamu alacağının idare tarafından tahsil edilmesi ile ortaklar arasındaki iç ilişki birbirinden ayrılmalıdır. Kamu idaresinin ortağa yönelttiği takip, 6183 sayılı Kanun’dan kaynaklanırken; ortağın yaptığı ödeme nedeniyle şirket veya diğer ortaklara karşı ileri sürebileceği rücu talebi özel hukuk hükümlerine dayanabilir.

Ayrıca şirket müdürünün kusurlu davranışları nedeniyle ortakların zarara uğraması hâlinde, TTK’nın müdürlerin sorumluluğuna ilişkin hükümlerinin uygulanması da gündeme gelebilir.

7.     Ortakların Sorumluluğunun Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğundan Farkları

Limited şirket ortağı ile kanuni temsilcinin amme borçlarından doğan sorumlulukları aynı hukuki temele ve aynı kapsama sahip değildir.

Ortağın 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesindeki sorumluluğu kural olarak sermaye payı oranında ve kusursuz niteliktedir. Kanuni temsilcinin sorumluluğu ise kanuni temsilcilik göreviyle bağlantılı olup, ilgili alacak bakımından uygulanacak özel hükümlere göre belirlenir ve özellikle temsilcilik görevlerinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan sorumluluk bakımından kusur unsuru önem taşır.

Bu nedenle şirketten tahsil edilemeyen amme alacağının tamamının kanuni temsilciden istenebilmesi mümkünken, ortak bakımından kural olarak yalnızca sermaye payına isabet eden miktar söz konusu olur. Bununla birlikte kişinin aynı zamanda ortak ve kanuni temsilci olması hâlinde, hangi sıfatından dolayı ve hangi kanun hükmüne göre takip edildiğinin açıkça ortaya konulması gerekir.

8.     Sonuç

Limited şirketlerde ortakların şirket borçlarından şahsen sorumlu olmaması, limited şirket yapısının temel özelliklerinden biridir. Ancak bu ilke, amme alacakları bakımından mutlak değildir. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde limited şirket ortaklarının şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarından şahsen sorumlu tutulabilmesine imkân vermektedir.

Bu sorumluluğun doğabilmesi için öncelikle amme alacağının şirket yönünden usulüne uygun biçimde kesinleşmiş olması ve şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerekir. Dolayısıyla şirketin yalnızca borcunu ödememiş olması, her durumda ortağın doğrudan takip edilmesi için yeterli değildir. Şirket hakkında yürütülen takip işlemlerinin ve tahsil imkânının somut olay bakımından ortaya konulması gerekir.

Ortağın sorumluluğunun miktarı kural olarak sermaye payı oranıyla sınırlıdır; ancak bu miktardan sorumluluk ortağın şahsi malvarlığı üzerinde sonuç doğurur. Ayrıca pay devri ve ortaklık yapısındaki değişiklikler bakımından 6183 sayılı Kanun özel hükümler öngördüğünden, sorumluluğun belirlenmesinde yalnızca takip tarihindeki ortaklık yapısının değil, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği tarihlerdeki ortaklık durumunun da dikkate alınması gerekir.

Bunun yanında, ortak ile kanuni temsilcinin aynı kişi olması hâlinde sorumluluk rejiminin ayrıca belirlenmesi zorunludur. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi, mükerrer 35. maddesi ve vergi alacakları bakımından VUK’un 10. maddesi farklı hukuki sıfatlara dayanan sorumluluk rejimleri öngörmektedir. Bu nedenle bir kişinin hem ortak hem kanuni temsilci olması, tek başına hangi hükmün uygulanacağını belirlememekte; amme alacağının niteliği, kişinin ilgili dönemdeki sıfatı ve uygulanacak özel düzenleme birlikte değerlendirilmelidir.

Tüzel kişiliği sona eren limited şirketler bakımından ise şirket adına borcun kesinleştirilmesi ve şirket hakkında takip yapılması şartlarının nasıl uygulanacağı özel önem taşımaktadır. AATUHK’daki düzenlemelerin bu konuda her somut durumu açıkça karşılamaması, farklı yargısal yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle şirketin tasfiye ve sicilden silinme tarihleri ile amme alacağının doğduğu, kesinleştiği ve takip edildiği tarihler birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, limited şirket ortaklarının amme borçlarından sorumluluğu, TTK’daki sınırlı sorumluluk ilkesinin kamu hukuku bakımından özel bir istisnasını oluşturmaktadır. Bu nedenle bir limited şirket ortağının sorumluluğu değerlendirilirken yalnızca “limited şirket ortağı şirket borçlarından sorumlu değildir” şeklindeki genel ilkeden hareket edilmesi yeterli değildir. Borcun amme alacağı niteliğinde olup olmadığı, şirket yönünden usulüne uygun biçimde kesinleşip kesinleşmediği, şirketten tahsil imkânının bulunup bulunmadığı, ortağın ilgili tarihlerdeki sermaye payı ve sıfatı, pay devri veya ortaklık değişikliği bulunup bulunmadığı ve kişinin aynı zamanda kanuni temsilci olup olmadığı birlikte incelenmelidir.

Bu yönüyle 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi, limited şirket ortakları bakımından yalnızca bir sorumluluk hükmü değil, ortaklık sıfatının kamu alacakları karşısındaki hukuki sonuçlarını belirleyen özel bir rejim niteliğindedir. Özellikle ortaklık yapısının değişmesi, pay devri, şirketin tasfiye edilmesi veya ortağın aynı zamanda kanuni temsilci olması gibi durumlarda, sorumluluğun kapsamının somut olayın tüm özellikleri dikkate alınarak belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Yazar/Av. Simge KÜÇÜK